Wednesday, September 14, 2011

Ayirmiyoruz Ayarliyoruz.

Basimdan cok garip bir olay gecti. Bunu sizle paylasmazsam rahat edemeyecegim. Konunun hassasiyetine ragmen olanlari tum ictenligimle ve en ufak ayrintisina kadar anlatiyorum.

"Crash" diye bir film izlediniz mi? 2006'da En Iyi Film Oscarini kazanmisti. Kendimi bildim bileli her turlu renge, dile, dine, irka, cinsiyete, cinsel tercihe yani INSANa kapisi acik olan ben o filmden epey etkilenmis, uzerine cok dusunmustum. Nereden bilebilirdim ki gun gelecek benzer bir film de kendim cekecegim.


Ben irkcilik yaptim.

Nasil oldu hala cozebilmis degilim, beraber anlamaya calisalim ama once bir konuda anlasalim; disaridan belki de cok tehlikeli, kapkara bir orman gibi gorunen Manhattan aslinda oldukca medeni ve guvenlidir. Garip bir guven duygusudur bu. Herkes her an bir tehlikeyle karsilasmaya hazir gibidir ama ote yandan da tehlike falan cikmayacagini bilir. Aciklamasi zor ama oyle.

Ben mesela, iki yil once ilk yerlestigimde hic bilmedigim sokaklarda, hic tanimadigim insanlarin arasinda sabaha karsi, altimda mini eteklerle tek basima gezip tozdugumu, ustune arsizca metroya bindigimi bilirim. Sen sansliymissin da demeyin, ayni sekilde davranan yerli ya da turist milyonlarca insan var. Yalniz tabi yerliler olarak sabaha karsi dondugumuz yer evimiz. Turistlerinse otellerine donmesi beklenir degil mi?

Her zaman degil.

Burada oteller cok p-a-h-a-l-i!! Bu da tabi organik olarak otele alternatif bir konaklama yonteminin dogmasina sebep olmus.

Subletting.

Yani cok daha dusuk bir ucret karsiligi lokal birilerinin evinde kalmak.

En cok basvurulan adres ise belli: craigslist.com.

Nasil isliyor?

Siteden tum dunyanin erisimine acik bir ilan veriyorsunuz ev sahibi olarak. Evinizi tanitiyorsunuz, istediginiz fiyati ve misafir kabul edebileceginiz tarihleri belirtip cevap beklemeye basliyorsunuz. Size cevap veren insanin seri katil mi yoksa Ivy League okullarindan birinde master yapmaya gelmis tertermiz, iyi aile cocugu bir tip mi oldugunu "hissetmek" size kalmis.

Sahtekarlik hikayelerine de rastlayabilirsiniz elbette ama genel anlamda cogu insan durust. Gercekten sadece uygun fiyatlara konaklayabilecekleri, temiz, guvenli bir oda ya da ev arayisi icindeler. Dusununce her iki tarafta da epey risk aliyor aslinda. Soz konusu oda kiralamaksa eger, birbirini HIC TANIMAYAN iki insan ayni cati altinda (ki Manhattan catilarindan bahsediyoruz, evler Turkiye'deki mutfaklar kadar. Mahremiyetten eser kalmayabiliyor) gunlerce bir arada yasamak zorunda.

Ben hem kiraci olarak hem de ev sahibi olarak onlarca kez yaptim bu isi. Sansliydim heralde. HIC sorun yasamadim. Sorunu birakin, kafamda soru isareti bile olusmamisti.

Ta ki dune kadar.

Dun madalyon oteki yuzunu gosterdi.

Ismine Erik diyelim. Bir erkek.

Yanlis anlasilmasin; ben 1 yil boyunca 2 erkek ev arkadasiyla yasadim. Bu konuda sorun cikartan "narin" kizlardan degilim. Ama 1 ay surecek bir is seyahatine cikan sevgilimin kendi evimizde tanimadigimiz bir baska erkek kiraciyla kalmam fikrinden hoslanmamasi sebebiyle, bu sefer erkek oda arkadaslarini geri cevirmek durumundayim ki sonuna kadar saygi duyuyorum bu istegine.

Gel gelelim Erik kiz arkadasiyla birlikte gelmek istedigini soyluyor ve boylece on elemeyi geciyor. 2 kisi icin odanin fazla kucuk olabilecegini acikliyoruz. Onemli degil biz zaten gezip tozacagiz, ancak yatmadan yatmaya geliriz diyor.

Peki diyoruz. Ilk gercek iletisimi sevgilim kuruyor. Sanki evde bir erkekle kalacaklarini dusunsun, sen sonradan devreye gir diyor.

Olur. Bana uyar. Hatta, kendi hislerimi tartiyorum da, sanki boylesi daha cok hosuma bile gidiyor. Ne oluyor bana yahu? Sozde hicbir seyden korkmayan ben niye simdi kucuk bir kiz gibi arkasina saklanacak duvar ariyorum?

Neyse sevgilim ilk temastan memnun. Hatta telefonda duydugu sese o kadar guvendi ki kendisinin is seyahatine cikacagini ve kiz arkadasiyla kalacaklarini bile anlatiyor Erik'e.

Erik'in hikayesi de saglam duruyor. Sehir disindan kiz arkadasi gelecek. Kiz ogrenci vizesiyle burada. Egitimini tamamlamis ulkesine donmeden New York'u ziyaret etmek istiyor ancak ikisinin de butcesi kisitli ve otel fiyatlari cok yuksek. Kalacak ev bakiyorlar.

Soru 1: Kiz arkadasi nereli?

Cevap 1: Rus.

Varan 1: Kafamda oyle ya da boyle 26 yil boyunca yerlemis stereotipler hareketlenmeye basliyor. Yapma diyorum kendi kendime. Sacmaliyorsun.

Soru 2: Erik nerede yasiyor?

Cevap 2: Queens'de. (New York sayilir, Manhattan'a metroyla uc dort durak mesafede)

E haliyle Soru 2'ye ek: Kendi evin varsa niye Manhattan'da oda kiralamaya calisiyorsun?

Cevap 2: 3 erkek ev arkadasim var. Kiz arkadasimi onlarin arasina sokmak istemiyorum. Kaldi ki sehrin icinde, daha guzel bir evde kalmasini istiyorum.

Icimdeki pozitif ben: "Ozeniyor cocuk, belli. Anlasilan seviyor gercekten kiz arkadasini".

Karamsar ben: "Genc ve Queens'de yasayan bir tip icin fazla bonkor."

Kafamdaki her bir soru isareti bir yenisine sebep oluyor. Aksani nasildi diyorum haddimi asarak. Normal Amerikali gibi mi konusuyordu yoksa garip miydi?

Normaldi diyor sevgilim. "Gayet samimi, sevecen konustu. Ben sormadan detaylica her seyi anlatti."

Hemen telefon numarasindan kimligini kontrol ediyoruz (ve bunu her yapisimizda hahahaha FBI gibi ciftiz diyip cok egleniyoruz), isimler de detaylar da birbirini tutuyor. "Her sey normal. Gelsin gorsun evi."

Gorsun tabiki de sevgilim ertesi aksam Atlanta'ya ucuyor ve Erik'le ilk bulusmayi benim tek basima yapmam gerekiyor.

Problem degil, ne olacak yaparim diyorum ama icim bir garip.

Ertesi gun geliyor Erik. Ben evi piril piril yapmisim. 1.5 yildir onlarca ozel ani biriktirdigim, evim dedigim, icinde mutlu mesut bir hayat yasadigim dunyadaki en ozel alani Erik diye hic tanimadigim, gormedigim birinin begenisine sunuyorum. Istiyorum ki bu kisi benim yapmakta oldugum fedakarliga layik biri olsun. Sadece parayi veren dudugu calamasin.

Ben bu dusunceler icinde kaybolmusken kapi caliyor. Aciyorum; apartmandaki uzun koridorun ucunda beliriyor Erik.

Simdiye kadar kendi secimimle bir araya gelme ihtimalimin cok dusuk oldugu bir adam. Belki metroda yan yana oturmusuzdur daha once. Ama hepsi o. Kalabalik bir metroysa hatta kendimi yaninda rahatsiz bile hissetmis olabilirim.

Kisa boylu. Esmer. Cok hafif cekik gozlu.

Bu adam...Meksikali.

Ya da belki de Uzak Doguda cok da populer olmayan ulkelerin birinden.

Sormuyorum elbette. Ayip cunku. Kendime hakim olamayip daha simdiden icimde binbir turlu endise duymus olabilirim ama ben hala medeni bir insanim. Boyle cirkin bir soru sormam. Kaldi ki kendi icimde de ufak capta bir sok yasiyorum neden boyle tepki verdigime dair. Hic 26 yildir tanidigim, bildigim Duygu degil bunlari dusunen ve hatta bulusma saatinden dakikalar once pantalonunun cebine biber gazi sokusturan.

Nereden cikti bu guvensizlik hic anlam veremeden evi gezdirmeye koyuluyorum.

Erik soyle goz ucuyla bakiyor gosterdigim alanlara. Hepsini begeniyor. Istiyor kesin evi. Sohbet ediyoruz biraz; benim soru sormama izin vermeden kendisi vizir vizir anlatiyor: Rus kiz arkadasi kim, Amerika'da ne yapiyor, buraya neden geliyor. Konusuyor da konusuyor taramali tufek gibi.

Ezberlemis gibi.

Nefes almak icin biraz yavasladigi bir saniyeye denk getirerek soruyorum, "Kiz arkadasin kac yasinda?"

16'sinda olup da marketten icki satin almaya calisan bir oglan cocugunun kendine kazandirmaya calistigi emin ama aslinda son derece aceleci ve acemi havayla, "21!!" diyor. Yasal resit olma yasi yani.

O ani da gozlemledikten sonra icimdeki endise birikintisi gurul gurul akan bir sel oluveriyor. Artik ne dese ne yapsa ben ters yorumlamaya basliyorum icimden. Adamin kendi yasina takiliyor aklim. Soyledigi kadar genc gorunmemeye basliyor gozume. 30u var bu adamin diye geciriyorum icimden. 21(!) yasinda kizla ne yapiyor ki bu adam? Tamam askin yasi olmaz falan filan da benim evimde olsa bari. En azindan bu seferlik.

Bu arada Erik deli gibi terlemeye basliyor. Uzerinde eski pusku bir kot, ayaginda kotu durumda botlar var. Bir de uzun kollu kalinca bir sweatshirt giymis. Disarida hava gunluk guneslik.

Ne kadar cok terledigini kendi de fark ederek bana aciklama geregi hissediyor.

"Bugun bir ara hava sogudu da ustume bunu geciriverdim ama isten de buraya kadar yurudum. Simdi eve girince terlemeye basladim tabi. Kusura bakma."

"Yoo onemli degil, rica ederim....Bugun pazar. Yine de calistin mi?"

"Evet oyle gerekti."

"Anladim. Ne is yapiyorsun?"

"Insaatlarda calisiyorum."

&@@(;$(#(#(!!!!...

"Yani insaatlarda elektrik tesisatlarini duzenliyorum diyelim."

"OK..."

Tikaniyorum tabi. Bu noktadan sonra ne demem gerektigini bilemiyorum artik. O zaten kaldigi yerden devam ediyor deli gibi konusmaya. Benimse gozum elindeki Iphone'a kayiyor. O konusadursun ben sunlari dusunuyorum: Iphone'u son model. Hem de Verizon'dan alinmis degil, ATT numarasi biliyoruz. O zaman 2 yil kontrat yapabilecek kadar kredisi var demek ki...Aman kredi skoru dedigin nedir ki, herkeste Iphone var artik. Hicbir seyin gostergesi degil bu. Kapora iste Duygu kapora!!!

"Kapora istiyorum!" diyorum. Evet sevgilin soyledi getirdim yanimda. $50 verecegim diyor. O anda basiretim baglaniyor. Tamam diyorum. Cikarip cebinden iki 20'lik bir de 10'luk veriyor. Kagitlar terden nemli, hafif yumusamis ve birbirine yapismis.

Bu adam benim evimde kalacak. Benim banyomu kullanacak.

Gozlerimin onunde hala sipir sipir terliyor.

Niye bu kadar terliyor bu adam?? Gercekten dedigi gibi disarisi soguktu da suan evde sicak mi basti yoksa stresli oldugu icin mi terliyor??

Bir yandan bakislarini yorumlamaya calisiyorum ote yandan da giderek daraliyorum. Elimdeki nemli paralari aynen geri verip, tam bir sizofren gibi "Yaa kardes ben vazgectim. Hadi bye bye!!" diye bagirarak onu evimden gondermek istiyorum ama bunun yerine biraz daha sohbet ediyoruz. 

Birkac dakika sonra geldigi ilk saniyeden beri korudugu guleryuzlu ifadesiyle veda ederek ayriliyor, odayi tuttuguna memnun sekilde. Adeta kendiyle gurur duyuyor, gorebiliyorum gozlerinde. Queens'de 3 erkekle yasayan bu Meksikali ya da garip Uzak Dogulu adam 1 haftaligina da olsa Manhattan Upper West'te bir dairede yasayacagi icin cok heyecanli.

Bense endiseli.

Erik gider gitmez kiz arkadaslarimla bulusuyorum. Yine kendi hayatim, kendi cevrem ve kendi muhabbetime donmus olmanin verdigi rahatlama var uzerimde. Ama aklimin hep bir kosesinde o. Dayanamayip kizlara da anlatiyorum. Sen merak etme ilk aksam ben de gelirim, yaninda olurum, yalniz degilmissin havasi veririz diyor bir tanesi. Cok ama cok minnettar hissediyorum icimden. Ama asla boyle bir seye izin veremem.

Aldigim riskin farkindayim. Adam katil ya da en hafifinden hirsiz cikabilir sonucta. Hadi tek basina gelmiyor diye dusunelim. Nerden bilecegim ben o sozde Rus kiz arkadasin cete uyesi olmadigini ve resmi pembelestirmek icin isin icine katilmadigini? Arkadasimi bu olaya karistirir miyim? Asla.

Eve geri geliyorum. Pazar aksami saat olmus 10. Yatmam lazim; ertesi gun is var. Ama uyumam soz konusu bile degil. Ne yapiyorum biliyor musunuz?

Mutfaktaki en keskin bicaklari, banyodaki kucuk makasi, cimbizimi, torpumu, yani ortak alanlardaki tum delici ve kesici aletleri bir araya toplayip odamda bir koseye sakliyorum.

"MANYAK MISIN KIZIM SEN?' diye bagirdiginizi duyar gibiyim. Ama oyle degil iste. Bir yandan da Erik'i ve anlattigi her seyi yanlis yorumlamis olma ihtimalim var. Bunu goz ardi edemiyorum. Henuz...

Sonra aklima kedim geliyor, ozene bezene aldigimiz bir tanecik guzel kizim. Sonucta ben evden cikip gidecegim, butun gun o insanlarin ne yapacaklarini hic bilemeden. Benim kedim atiktir kendini korur ama bu dusuncenin aklimdan gecmesi bile dengemi alt ust ediyor. Dusunduklerime, yaptiklarima kendim bile inanamiyorum.

Ben bu kadar korkak bir insan miydim? Ya da irkci? Neler oluyor bana?

En son kendimi sevgilimi aramis, ona salonda telefonun daha iyi cekmesine yarayan "microcell" denen aleti kendi odama kurabilir miyim diye sorarken buldum.

"Niye ki?" diyor.

"Onu devredisi birakip benim dis dunyayla iletisimimi kesmeye calisabilirler. Iletisim hatlari benim elimde olsun diye" diyorum.

"OHA" diyor. "Kafayi mi yedin sen? Tamam derhal iptal ediyoruz bu isi! Ariyorum kaporayi de geri gonderiyoruz. Bitti bu konu".

"HAYIR" diyerek sesimi yukseltiyorum. O an anliyorum ki gurur meselesi haline getirdim ben bu isi.

1. Ben daha once bunu 50 kere yaptim, hicbirinde korkmadim. Simdi de korkmuyorum! Bu bir is anlasmasi. Adam parayi pesin verecek, ben de onlara bir oda verecegim. Bu kadar basit. Durumu duygusallastirmanin alemi yok.

2. Ben kisinin tipine, sosyal kimligine gore nasil bir insan olduguna karar verecek hakki gormuyorum kendimde. Aklima surekli dunya tarihi boyunca yanlis anlasilmis, haklari yenmis zenci karakterler geliyor. Filmlerde tam cebine hamle yaptigi anda polislerin takir tukur vurup oldurdugu adamin elinden silah degil de hac, ne bileyim karisinin, kizinin fotografinin falan ciktigi sahneler geciyor gozumun onunden surekli.

Telefonu kapatiyoruz. Ben daha rahatim. Uyumadan once su cocuga bir de Facebooktan bakayim diyorum. Buluyorum hesabini.

Olamaz...

Cok az arkadasi var, niye ki?...Resimleri de hep insaatlarda falan cekilmis. Ayrica bana uzuuuun uzadiya anlattigi Rus tipli bir kiz arkadasi falan da yok gorunurlerde. Ne bir resim ne bir yorum. Baska bir kiz var ama, tipi kendisine benziyor. Esmer tenli, koyu sacli bir kiz ve aralarinda bazen Ingilizce bazen de hic bilmedigim garip bir dilde yazisiyorlar. Birbirlerine seni seviyorumlu falan yazilar yazmislar.

Yikiliyorum.

Daha fazla kendimi kandiramayacagimi anliyorum. O gece kotu bir uyku uyuyup sabah erkenden kalkiyorum ve evi bir kere daha craigsliste koyuyorum.

Oglen annemle konusuyorum. Evdeki kapilar disaridan kitlenip anahtari alinamadigi icin annem sinir oluyor. Kararima cok mudahale eder gibi olmak istemiyor ama belli ki bu iki tipi (yani tahminen 2, henuz kiz arkadasin varligina dair hicbir isaret yok) evime almami hic ama hic istemiyor. Daha da fena oluyorum.

O sirada benim yeni ilana bir cevap geliyor.

"Hi,

I am a single professional female that has business in the city starting tomorrow the 13th, until the end of the week."

Devamini okumuyorum bile. Derhal telefona sariliyorum. Kadin cok sevecen konusuyor. Her sey normal gibi. Erik'in istediginin yarisindan bile az sureligine istiyor odayi ama benim umrumda degil. Bu kadinla kesinlestirmememize ragmen sevgilimi ariyorum ve daha fazla kendimi zorlayamayacagimi soyleyip, Erik'le olan anlasmamizi iptal etmesini rica ediyorum. Kendim de derhal bu yeni kadini ariyorum. Telefon gorusmemiz gayet olumlu geciyor. Kendisinin henuz sehirde olmadigini, aksam is cikisi mumkunse kizinin gelip eve bakmak istedigini soyluyor. Tabi diyorum. Aksam eve geldigimde kizini kapida beni beklerken buluyorum.

Bembeyaz bir kiz...

Sari saclari, mavi gozleri var. Benim boylarimda. Neseli, rahat bir tip. Yillarca uzaktan uzaga gozlemledigi ve sonunda nasil oynanmasi gerektigine karar verip ezberledigi bir metni okumuyor; sadece kendi gibi davraniyor kiz.

"Annem buyuk ihtimalle tutar bu odayi" diyor. "Hossohbet de bir kadindir, iyi anlasirsiniz."

Bir bilse benim coktan sohbetten falan gectigimi.

Ben resmen -her anlamda- bana ve benim yasadigim hayata benzer birilerini ariyormusum.

COK, COK AYIP. Ama oyle. 

Ve boylece fark ediyorum ki normalde gosterdigim "Gel kim olursan ol gel"ci tavrim is kendi habitatima gelince bir anda renk degistiriveriyor.

Demek ki kocaman bir yagmur ormaninda bir arada yasayan onbinlerce hayvan turunden biriyim ben. Gunduz karinca da benim arkadasim fil de maymun da kelebek de. Ama gece olup da inime cekilme vakti geldiginde sadece kendi cinsime guvenebiliyorum. Filler beni ezecek, karincalar icimi kemirecekmis gibi geliyor.

Demek ki.

Kendimi insan haklari ve esitlik dersinde kafam kadar Fyi cakmis gibi hissettigim su dakikalarda, yeni ev arkadasim beyaz kadin yan odada misil misil uyuyor.

Benimse icim rahat. Bicaklar mutfak cekmecesinde, cimbiz banyoda, microcell salonda.

Erik?

Iki ihtimal var. Ya ben butun parcalari yanlis birlestirdim, karman corman bir resim cizdim ya da tum detaylari dogru yorumladim ve bir facianin esiginden dondum. Ama kabul et senin de hikayen pek bir bulanikti Erik.

Kimsenin dis gorunusleriyle yargilanmadigi ama herkesin iciyle disinin da gercekten bir oldugu bir dunya dileklerimle!

Duygu

Sunday, August 28, 2011

Alcak Yerde Yatma Sel Alir, Yuksek Yerde Yatma Yel Alir

Kategori 3!!!

Zaten toplam 5 kategori var. Yani bu demek oluyor ki 3 epey tehlikeli.


Ertesi gun: Yok yok kategori 1mis.


Birkac saat sonra: Yok hayir, bir alt seviye yani tropikal firtinaya donusecekmis New York'a geldiginde.


Ve fakat 3 gun oncesinden baslamislardi;

"Irene geliyor!! Cok tehlikeli! Can ve mal kaybinin sifir olmasi icin ne gerekiliyorsa yapilacak. Metro hatlari, iptal. Otobusler, iptal. Havaalanlari kapatildi. Ucuslar iptal. Deniz seferleri iptal. Cogu bolgede sokaga cikma yasagi ilan edildi. En komik uyarilardan biri ise New Jersey Valisi Chris Christie'den geldi:

Jersey Shore'daki gamsiz genclige hitap ederek: "Get the hell off the beach. You've maximized your tan" dedi.





Ote yandan pek sevimli, New York valimiz Micheal Bloomberg ise Manhattan'in kiyi seridindeki tum bolgelerin ve New Jersey kiyi seridinde bulunan Hoboken sehrinin pek cok sakinine ZORUNLU olarak evlerini bosaltma emri verdi ve hatta Hoboken'da yasayan yakin bir arkadasim da zorla bizim eve sigindirildi. Gerci iyi ki siginmis cunku her ne kadar biz buralarda her seyin normal oldugu bir afet yasasak da, Hoboken'da durum gercekten biraz afetimsi:


Tam olarak arkadasimin evinin onu.

Amerikali antreman yapmak icin istisnasiz her firsati kullanir.

Bir de tabi eglenmek icin.

"Sen bu haldeki sokaklara niye cikarsin be adam" dedirttiren "seksi" bacakli Hoboken'li.

Saka bir yana, hala kasirga tehlikesi sebebiyle disari cikmamamizin siddetle tavsiye edildigi su saatlerde ben, sevgilim ve Hoboken'daki guzelim dubleksinden tahliye edilen arkadasimiz, banyo kuvetini acil durumlar icin agzina kadar su doldurmamiz sebebiyle, disarida bile iklim hala tropik degilken, iceride tropik iklim yarattigimiz evimizde oturduk NEDEN diye soruyoruz kendimize.

Hepimiz farkli yorumlar getirdik konuya.


Arkadasimiza soracak olursaniz, artik medyanin en ufak bir guvenilirligi kalmamis. Oyle ki, Amerika'da gelmis gelmis en buyuk dogal afetlerden sayilan Katrina kasirgasi bile gercekte oldugundan daha agir lanse edilmis olabilir.


Bence boyle siradisi olaylarin yasandigi zamanlarda, halkin tetikte tutulmasinin her zaman yarari var. Dusunun ki cogumuza abarti gibi gelen bu kadar uyariya, alinan onleme ragmen insanlar hala yapmamalari gereken seyler yapiyorsa, yetkililerin cok daha rahat davrandiklari afet senaryolarinda ne olacak? Ve tabi bir de bu kasirganin beklenenden daha hafif degil, cok daha sert gecme ihtimali de her zaman mevcut. Hem kasirga daha sert vursa hem de yetkililer medya kanallarina durumu oldugundan daha vahim gostermeleri icin uyarilarda bulunmasa, sonuc seye benzerdi,


Bize.

Sevgilimin komple teorisine gelecek olursak, bunlarin tumu ekonomiyi canlandirmak icin yapilan calismalar. (Tabiki Irene kasirgasini zorla hukumet yaratmistir demek istemiyoruz ama bu cok da acil olmayan durumdan istifade edip ekonomik hareketlilik yaratma cabasi icine girmis olabilirler diyoruz.) Bakiniz altta supermarketin birinden Irene baslamadan saatler once alinan bir goruntu:


Fotograf icin Sila Y'ye tesekkurler.

Gercekten ben de bizzat gittim gozumle gordum New York'ta ne kadar market, supermarket, bakkal, bufe vs varsa hepsi talan edilmis ve edilmekteydi. Edilir tabi cunku son 3 gundur elektrik, su, gaz, internet ne kadar medeniyet araci varsa kesilecek. El fenerlerinizi, pillerinizi, mumlarinizi (tabi hicbir yeri yakmamaya dikkat ederek), pisirme veya isitma gerektirmeyecek yiyeceklerinizi ve icme sularinizi hazir edin uyariylariyla yatip kalkiyoruz. Insan beyninde dogal olarak bir felaket havasi olusuyor.

Biz de ne yapalim bari markete gidelim de kraker miraker alalim dedik. Bir gittik su bile kalmamis, ne krakeri. Oyle kucuk bir marketten de bahsetmiyorum; bilmeyen iceride rahatlikla kaybolur. 

Raflar arasinda gezinirken benim yaslarimda bir cift arasinda gecen muhabbete kulak misafiri oluyorum ister istemez:

Kiz: "Soooo what are we going to get?"
Oglan: "I don't know. We really don't need anything."
Kiz: 'I know! We have everything at home."
Oglan: "Yeah...whatever let's look around."
Kiz: "OK"

Ben: "Yuh!! Bu kadari da sacmalik!! Resmen hic yoktan kriz yarattilar, yagmaladilar marketleri...Ben ne alsam?.."

Ne aldigimizi acikliyorum. 

Bir sise Sprite. Bir sise Sprite Zero.

Sprite'i aksam yemegimizle icecegiz. Zero'yu yemekten sonra icecegimiz pamuk sekerli votkamizin icine katacagiz.

Onemli Tespit 1: New Yorklu felaket, dogal afet falan dinlemez, cuma cumartesi aksami ickisini icer.

Facebook, Twitter Gozlem 1:


Her neyse, butun kasirga iki sise Sprite ile gecmez diyerek oradan ayriliyoruz ve fiyatlarin biraz daha yuksek oldugu -dolayisiyla talebin daha az olmasini bekledigimiz- bir baska markete gidiyoruz. Orasi talan edilmemis, edilmekte. Iceride vucut vucuda bir kalabalik. Etrafta surekli "Pardon!! Excuse meee!!!" gibi cigliklar duyuluyor ama hareket kabiliyeti sifir. Yuzlerce kisi tek beden olmus ayni anda yana, ayni anda yukari dogru kipirdanmaya calisiyoruz.

Orada da durum pek vahim anlayacaginiz. (Gerci ben ustun basarilarla, hic yara almadan, ciglik cigliga marketteki son susamli ekmegi kapmayi basardim tabi ama...)

Marketler boyle, peki ya sokaklar ne durumda dedik ve daha resmi kasirga baslama saatine 3-4 saat oldugu icin yagmura ragmen cikip biraz sokaklari turladik.

Guvenli bolge ilan edilen Upper West Side'daki yuzlerce restoran ve barin sadece birkac tanesi acik. Onlar da zaten 1-2 saate kapatacak. Ama isin daha da ilginci acik olan o az sayida restoranin  hinca hinc dolu olmasi.

Onemli Tespit 2: New Yorklu felaket, dogal afet falan dinlemez cikar disarida yemegini yer, ickisini icer.

Facebook, Twitter Gozlem 2: Amerikali arkadasim Lauran'dan acikli itiraf:

"Irene has forced me to get in touch with my cooking skills (or lack there of) Just made a mean pizza muffin. For those who know me - you know this is a BIG deal! No fire alarms!"


Bu pek de felaketle sonuclanmayan dogal afet yazisini New York Times'dan ve The Boken Online'dan ilginc birkac fotograf ile noktalandirmak istiyorum.


Penn Station, New York City. 

Bayshore, New York. Bazi yerlerde gercekten afet olmus. 
Irene is alive!

Fort Greene, Brooklyn. Agaclar yerlerde.

Brooklyn'i sel aldi. Taksicilerse yagmur, kar, kis, sel, dogal afet dinlemez. Kaldi ki su durumda hayvanlari koruma gorevi de zavalli taksicilere verildi. Yasa diyor ki, dogal afetler sirasinda disarida mahsur kalmis herhangi bir hayvan goren taksicilerin hayvanlari araclarina alip acil servise goturmeleri ZORUNLU.

New Yorklu'nun cok sert gececegine inandigi kasirga icin camlarini koruma endisesi. 
Halbuki NEw York Times bin kere dedi, bantlar hicbir ise yaramiyor. Bosuna basiniza is cikarmayin.

New Jersey Valisinin "Cikin gidin evinize kardesim!!" diye serzeniste bulundugu Asbury Park. 
Adam hakli. Amerikali dengesiz.

Normalde TIKLIM TIKIS olan, 10 dakikada 3 metre gidebildiginiz Times Square.
Hepimizde (sevincten) aglama istegi uyandiran o tek insan.

Manhattan'in zorunlu bosaltima emri verilen guney ucu Battery Park.
Bu adam ne yapiyor veya niye orada artik hayal gucunuze kalmis.

Zenginlerin yazlik evleriyle ve cilgin yaz partileriyle unlu Hamptons

Suanda saat 14:10. Haberlerde "Tehlike devam ediyor. Sokaga cikmayin." diyor. Camdan bakiyorum, disarida yagmur bile yagmiyor.


Facebook, Twitter Gozlem 3:

"Only 1 missing person in New York. Irene."

Her seye ragmen insan hayati degerlidir. Sakaya da kasirgaya da gelmez. Onlem almak iyidir. Keza her ne kadar Manhattan cok da kotu durumda olmasa da son durumlar soyle:


Brooklyn: Suyu tutacak duvarlardan birinin cokmesi sonucunda Belt Parkway parki sular altinda.


Bronx: Orchard Beach, Mill Pond Park ve Yankee Stadium'un nehir tarafindaki bolumu sular altinda.


Staten Island: 61 eriskin ve 3 bebek yukselen sular yuzunden mahsur kalmis ve tabi hizlica olay yerine ulasan 3 kurtarma botu sayesinde derhal kurtarilmis.


New York genelinde;
62,000 evin elektrik ve suyu kesildi.
650'den fazla sayida agac devrildi.
81 acil durum barinaginda 9000 kisi geceyi guvenli bir sekilde gecirdi.

Dogal afetlerin yasanmadigi, yasanacaksa da Amerikalilar gibi cildirmiscasina onlem aldigimiz ve sonucunda kac olu, yarali oldugunu takip etmek yerine kendimize eglence malzemesi cikardigimiz bir Turkiye dileklerimle,

Duygu

Thursday, August 4, 2011

New York'taki Asyali, Teksasli Seksist

Seksist: Erkegin kadindan daha ustun olduguna, hatta kadinin bu dunyaya erkege zevk vermek ve hizmet etmek icin geldigine inananlar.

Simdi akliniza tipik bir Turk ailesini getirin. Hatta aileye bile gerek yok. Daha cok Istanbul'da bekar takilan erkekleri dusunelim. Ne yaparlar? Gezer tozar kiz pesinde kosarlar, azicicik elleri yuzleri duzgunse, bir baltaya sap olmayi da basarmislarsa elleri bos da donmezler.

Kaldi ki her malin zaten bir alicisi vardir. Is kendinizi nasil sattiginiza bagli.  Iste tam bu noktada Istanbul ile New York arasindaki fark devreye giriyor. 

Ister inanin ister inanmayin, Istanbul'da erkekler daha saf, her seye ama her seye ragmen daha duygusal.

Ne kadar ozunde amac ayni da olsa iki toplumun o amaca ulasmak icin sectigi yollar o kadar farkli ki.

Ben bu aksam 2 Amerikali kiz arkadasimla bir bara gittim. Ickilerin standart ogrenci fiyatlarinda olmadigi bir yer. Binanin en ust katinda acik hava terasta. Havuz yaninda.

Yani New York'un iyi kazanan, sozde yuksek egitimli kadin ve erkeklerinin takildigi bir yer. Insanlarin basta kendilerine, sonra da karsi irka saygili olmasini bekleyeceginiz bir yer. Aksi davranislarin hos karsilanmayacagi bir yer.

Ben sahsen karsilamam, hatta tepki gosteririm.

Ben oyleyim ya, gelir beni bulur.

Diger iki Amerikali arkadasimla oturmus kendi halimizde sohbetimizi ediyoruz. Sessiz sakiniz, kimseye satasmiyoruz, yuksek sesle konusmuyoruz. Isten cikmisiz zaten cok yorgunuz. Tek derdimiz bir kadeh bir sey icip birbirimizin hayatinda ne olup bittigini ogrenmek.

Yan masada (masalar tabiki birbirine cok yakin. Manhattan'dan behsediyoruz, yer kalmadigi icin zorunlu olarak yukari dogru gelismis bir ada) ettigi aptal muhabbeti hic zorlanmadan duyabildigimiz garip bir tip var.

Asyali ama super yanik tenli. Belli ki solaryumdan cikmiyor. Ustune sik bir takim gecirmis. Ayakkabilar fena degil. Saclar bakimli. 

Simdi gelelim kendisini yakisikli, bakimli bir erkekten "allahin belasi igrenc uzak dur benden iyk sumuk" seviyesine atlatan kisma. O kadar igrenc bir adam ki bakmamak icin kendinizi zorlamaniz gerekiyor. Yolda yuruken kaldirim kenarinda buyuk bir obek kusmuk gormek gibi bir sey. Bakinca kotu hissedeceksiniz ama soyle bir goz ucuyla da olsa bakmadan edemiyorsunuz. Oyle bir tip. 

Bas bas bagirarak konusuyor, elinde de sirf gosteris olsun diye (o kadar zavalli ki bunun gosteris simgesi olduguna inaniyor) bir puro var. Takip ettim, yakti, 15 dk hic icmedi, puro tabiki sondu ve tekrar yakti. Bu dongu sirf biz oradayken 2 kere tekrar etti. 

Hemen yanindayiz, uc kiziz. Belli bize satasacak, an meselesi. Zaten bagiriyordu, volumu artik en ust seviyedeyken kendi kucuk beyninde yeterince ilgimizi cektigini dusundu ve dondu bize dunyanin en garip Ingilizce aksaniyla,

"So where are you girls from??" diye sordu.

Daha biz cevap veremeden de "I bet you're tourists, you're not from the city, are you??" dedi.

Tek hucreli amip.

O an o barda kimse orijinal olarak New York'tan degil. Orijinal olarak New York'ta dogmus, butun hayati boyunca bu sehirde yasamis insanlar zaten 80 yas ustu. Geri kalan herkes dunyanin dort bir yanindan.

Konuya girisi zaten ne kadar ileri zekali oldugunu gosterir nitelikte.

Her neyse, gelelim cevaba.

Benim kizlardan biri, " I AM from the city. I was born here!!" dedi. Yalan. New Jersey'li aslinda. New York'un arka komsusu. Ama bu herife kendini kotu hissettirmek icin hepimiz sessiz bir anlasma yapmis gibiyiz. Yalanini destekliyoruz.

Bana kalsa, "Ya bir s..ktir git" diyecegim ama dedigim gibi, sozde elit bir ortamdayiz. Kufur yok.

Her neyse ilk kizin cevabindan istedigini bulamayan seksist, sovanist amip ikinci arkadasima donup, "Sen!!! Sen eminim kucuk bir sehirdensin belli." diyecek cureti buluyor kendinde. 

Bizimki de ben Teksastanim diye gercegi soyluyor. 

Amip igrenc aksaniyla "Ohh Texass!!" diyor.

IIIRRRHHHHH!!!!!

"Nasil, alisabildin mi buyuk sehir yasantisina?"

...

NE?

Gercekten boyle bir soru sordu mu yaa?

Kiza bu soru komik geliyor tabi, reflekslerine hakim olamayip gulerek, "4 yildir burada yasiyorum, sanirim artik alistim" diyor.

"Iyi, iyi!"

Onayladi pasam.

Bana donuyor daha agzini acmasina bile firsat birakmadan, "Beni bosver ya, sen nerden geliyorsun asil? New Yorklu olamazsin. Tipin hic benzemiyor, kaldi ki aksanin da cok agir." diyorum.

Sinirleniyor.

"Aksan mi?? Benim aksanim yok. Gayet normal konusuyorum ve Queens'te dogdum buyudum. Ben New Yorkluyum" diyor.

"Kusura bakma, Manhattan ve Brooklyn disindakileri burali saymiyorum ben. Bye" diyorum ve kafami ceviriyorum.

Tabi kafayi tek bir seyle bozmus ve etrafindaki kadinlari etkilemek icin elinde sonmus, ucuz purosundan baska hicbir seyi olmayan bu adam pes etmiyor ve Teksasliya donup, sacma sapan bir seyler soyluyor.

"Soyle bakalim ben insanlari Teksasliyim diye kandirabilir miyim sence?? Asyali ama Teksasli bir kovboy olsam ha nasil olur??"

...Asyali Teksasli kovboy mu?

Guleyim mi simdi ben bu imaja yoksa uzulup hemen cepten bu adam icin en yakin akil hastanesini mi arastirayim? Hemen simdi arasak ulassak, "Acil bir durum var. Adamin biri etrafindaki herkesin akil sagligi icin tehlike olusturuyor. Dunyada da bir tek kendisinin New Yorklu olduguna inaniyor. Kaldi ki oyle degil zaten. New York'taki tum Asyalilarin bir arada yasadigi ve buyuk ihtimalle kimsenin Ingilizce konusmadigi mahalleden aslinda. Hatta uzerindeki takimin da calinti olduguna inaniyoruz. Cabuk gelin." desek, ambulansla gelip gotururler mi bu amipi yanimizdan?...

Her neyse konuya doneyim.

Asyali Teksasli kovboy! Bayagi esprilerini ve icmeyi bile beceremedigin ucuz puronu da al cik hayatimizdan lutfen!

Sonuc: Ucumuzden de istedigi ilgiyi goremeyen amip sonunda pes edip kendi gibi tek hucreli amip kadinlar var mi diye arastirmalara basliyor. Kendisine hizmet eden garson kiza sulaniyor. Bagirmaya devam ediyor. Purosunu yakip yakip duruyor. Derken sonunda masasina bir cift gogus gelip oturuyor. Insan degil. Bir cift meme sadece. 

Tek hucreli, iki memeli amip kadin.

Hadi yine kurtardi. Amip seviyede bir iliski yasayabilecegi birini buldu.

Basta da demistim, her malin bir alicisi var. Onemli olan malin nasil satildigi.

Turkiye'de, baylar bayanlar, seksist erkek sayisi simdilik daha az.

Turkiye'de erkekler daha anadan babadan gorduklerini uygulama derdinde. Kadin annedir, kadin eve sahip cikar, kadin kocasina bakar AMA kocasinin da ona (az da olsa) bir ozen gostermesi gerekir cunku mutlu kadin mutlu aile demektir falan gibi kaliplar var, yok degil. En azindan 3 buyuk sehirde var diyelim. Kadini maddesellestirmektense belli bir kaliba sokma cabasi var.

Daha iyi demiyorum ama daha az seksist kesinlikle.

Daha dolayli, daha bahanesi hazir: "Biz ailemizden boyle gorduk."

Burada durum fena. Sosyal ortamlarda da, -malesef- profesyonel ortamlarda da kadinlarin ozunde erkekleri mutlu etmek icin dunyaya geldiklerine inananlar cogunlukta gibi. Ve bu konuda bahaneleri olmasi gerektigini bile dusunmuyorlar. Niye bahane yaratayim ki durum zaten bu, ben de ona gore davraniyorum der gibiler.

Ozetle, Istanbullunun kirosu da New Yorklunun kirosu da hic cekilmiyor. Istanbul'dakilere icim aciyor, hallerine uzulup basimdan savusturuyorum, buradakileri ise bir araya toplayip, erkeklerin kadinlara hizmet etmek ve zevk vermek icin hayatta birakildiklari, kadin egemen donemlere isinlamak istiyorum. Sirf karsisinda kendi 150 kilo, elinde tuttugu silahi 100 kilo ceken toplum lideri, savasci kadinin suratina puro dumani ufleyecek Asyali Teksasli New Yorklu adamin surat ifadesini merak ettigim icin.
Kadin erkek herkesin cok hucreli yaradilisimiza yakisir, kaliteli iliskiler kurup, saygin hayatlar yasayabildigi bir dunya dileklerimle!

Sevgiler,

Duygu

Tuesday, July 5, 2011

Hepimiz Birer Fisektik 4 Temmuz'da.

Bu yil 4 Temmuz Pazartesi'ne denk geldi. Bizler icin dunyanin en guzel pazartesilerinden biriydi cunku siz ise giderken biz yaydik bir taraflarimizi, kimimiz piril piril gunesin tadini cikardi, kimimizse uzun suredir vakit bulamadigi icin isteyip de yapamadiklarini yapti; kitap okudu, sinemaya gitti, alisverise gitti, spor yapti, muzelere gitti.

Ama aksamuzeri saat 4-5 civari yine 19 milyon New Yorklu yavas yavas toplanip ayni aktivitede bir araya gelmeyi basardi.

4 Temmuz Havaifisek Gosterileri.

4 Temmuz 2011, Hoboken

New York'la New Jersey arasinda kalan Hudson River uzerinde her 4 Temmuz'da Amerikanin bagimsizligini ilan etmesinin yildonumu serefine havaifisek gosterileri duzenleniyor. Bu yazida bu kutlamalarin tarihi ve siyasi iceriklerine girmektense baska bir yonunu ele almak istiyorum. 

Bakin tum dunyanin erisimine acik, en genel bilgi havuzu  Wikipedia 4 Temmuz Bagimsizlik Gunu'nu soyle anlatiyor:

"Independence Day is commonly associated with fireworks, parades, barbecues, carnivals, fairs, picnics, concerts, baseball games, family reunions, political speeches and ceremonies, in addition to various other public and private events celebrating the history, government, and traditions of the United States. Independence Day is the national day of the United States." Wikipedia

Bu son derece basit, ozet tanimda bile dikkatinizi cekti mi bilmem ama Bagimsizlik Gunu'nun ne ile ozdeslestirildigini anlatan 11 ayri oge sayiliyor ve siyasi icerikli maddeler en son dile getiriliyor. Onlarin onunde havaifisekler var, senlikler, kutlamalar, panayirlar, piknikler, konserler, yemeler icmeler var.



Bunun en onemli sebebinin kapitalizm oldugunu iddia edebiliriz. Unutmayiniz tuketim olmazsa bu sistem de olmaz, Amerika da. Tuketmek sistemin temelidir. Dolayisiyla bizlerin cok daha duygu yuklu yaklastigi milli mucadele ve bagimsizlik konulari Amerika'da biraz daha uretim-tuketim dongusu etrafinda geciyor. 

Bu durum tabi bizim gibi Ilkokul yillarindan beri beynine MILLI GUC, BAGIMSIZLIK, ZAFER, TURKLUK vb kavramlar yerlestirilmis, hayli duygulu insanlara cok itici geliyor. 

Ama inanir misiniz ben dun Amerika ile ilgili yeni bir sey daha kesfettim.

4 Temmuz'u siyasi konusmalar, milyonlarin katildigi buyuk yuruyusler, hep bir agizdan Istiklal Marsi okumalar, bagira cagira propaganda konusmalari yapmalar, olayli gosteriler, olaysiz gosteriler, polisler, gozyasi bombalari, tazzikli su tanklari vs vs yerine barbekuler, partiler, havaifiseklerle kutluyor ya hani Amerika, inanin kendi toplumu uzerinde ilk saydiklarimdan cok daha guclu bir etki birakiyor.

Oyle guzel, oyle cesitli ki havafisekler herkese farkli bir sey hatirlatabiliyor. 

Bana cocuklugumda Ankara'da 23 Nisan ya da 30 Agustos'ta atilan havafisekleri ve o iki gunun ne kadar guzel kutlandigini hatirlatti mesela; hemen yanimda benimle omuz omuza duran iri zenci kadina da kendi Jamiacasini.

Cocuksu bir heyecanla, "LOOK!!! LOOK AT THOSE ONESS!" diye bagirdi aniden, "THEY'RE LIKE JAMAICA!!" 

Evet tabiki Empire State binasi Amerikan bayragi renklerindeydi.


Ve evet tabiki ayni renklerde havaifisekler atildi ama her mavi, her beyaz, her kirmizi sanki Amerika Birlesik Devletleri'ni temsil ettigi kadar Amerika'da birlesik halde yasayan bu apayri insanlarin kendi kimliklerini de temsil eder gibiydi.


Sakin yanlis anlasilmasin, ulke ulke gezip degisik bayrak renklerini gostermek degildi amac.

Amac sadece insanlar bu guzel gunde, guzel guzel eglensinler, yorucu yasam kosusturmacasinin icinde renkli ve estetik bir gosteri izlesinler, rahatlasinlar, gevsesinler. 4 Temmuz'un guzel bir gun oldugunu hicbir zaman unutmasinlar; bugun hafizalarda her zaman senlikli, solenli, kutlamali, cosmali bir gun olarak kalsin.

Kizgin, kendi ideolojisini kanitlamak zorunda birakilmis, sozde demokrasi icinde ozgurluklerden ali konulmus, uzgun, buruk bir gun olarak degil.

Siyaset, fikir ayriliklari, catismalar, mucadeleler 4 Temmuz gibi guzel bir gunde son derece yersiz. Onlar baska bir zamanin konulari. 4 Temmuz dune, bugune ve yarina ait ozgurlukleri kutlamak adina verilen buyuk bir parti gibi. Hem de sadece ABD'nin degil, onun icerisinde yasayan her bir vatandasin da ayri ayri ozgurlugunun kutlandigi bir parti.

Ben ilk defa bu yil havafiseklere kapitalistlerin para tuzagi gibi bakmaktan vazgectim. Bu yil ilk defa once kendi icime baktim, kendi ulkemi dusundum ve gecmisimle gurur duyup sevindim, sonra da etrafimdaki insanlarin kendi ozgurlukleri icin mutlu olduklarini gordum.


Bu mutlulugun temsil edilgi gosteride havafiseklerle gokyuzunde Amerikan bayragi cizmeye calisilmadi.

Havada gulen suratlar vardi.

:)



Dunyanin her yerinde, her milli kutlamanin boyle guleryuzlu, ozgurce ve siyaset icin degil, ozgurlukler icin kutlanabildigi bir dunya dileklerimle.


Duygu

Friday, June 17, 2011

Olamaz mi? Olabilir.

Duygu.

Emotion.

Sentimento.

Bir dusunun bakalim akliniza hic cocuklarina duygu diye isim veren bizden baska millet gelecek mi?

Avrupa kitasinda pek sanmiyorum. Asyali da az insan taniyor sayilmam, dolayisiyla olmadigini biliyor gibiyim. Avusturalya Aborjinlerinde ya da Afrika yerlilerinde var midir pek emin degilim. Donuk insanlarla dolu Kuzey Amerika'da ya da fazla civik, kivami sasmislarin toplanma bolgesi olan Guney Amerika'da da olmadigina kalibi basarim.

Ama Turkiye'de var iste. O kadar ki 1983 - 1986 yillari arasinda dogan neredeyse her bes kiz cocugundan birinin adi Duygudur inanin; ben de onlardan biri oldugum icin biliyorum.

Gerci dusununce mantikli. Ne de olsa her millet kulturunde, dilinde kendi icin onemli olanlari on plana cikarirmis. Nasil mesela Eskimolarin dilinde kar ile ilgili yuzlerce ifade var ya da tropik iklimli memleketlerde cocuklara mango, papaya falan gibi isimler veriliyor, bizde de aynen o sekilde Duygu diye isim var iste.

Eskimolar icin kar onemli, biz Turkler icin de duygularimiz.

Simdi gelelim hem milliyeti Turk hem de adi Duygu olan bendenize.

Ben bu aksam bir film izledim. Siz zaten biliyorsunuz. Bilmemeniz mumkun degil, tum Turkiye olarak acilis gununde ayni anda izlediniz, olan var olmayan var hic dusunmediniz tabi ama bizim bu taraflara biraz rotarli ulasti iste.

Adi Ask Tesadufleri Sever.  ( www.asktesaduflerisever.com )

Film cok guzel. Sonucta icinde sizin benim gibi insanlarin ilgisini cekebilecek pek cok oge bir arada. Ask, iyi aile iliskileri, kotu aile iliskileri, eski topraklar, yeni yetmeler, nesiller otesi baglar, nesiller arasi anlasmazliklar ve tabi bir daha ask.

Bunlarin hepsi cok hos. Hepsi insana zamanin nasil gectigini anlamadan bir solukta izlettiriveriyor bu filmi. Ama benim icin bundan cok daha otesi var.

Ben Ankaraliyim. Gururla belirteyim.

Ve son 2 yilda Ankara'da gecirebildigim sure toplam 2 hafta. Icindeyken anlamaz insan ama uzun sure disinda kalinca dusunur bazen.

Ankara'nin yollari, binalari falan hic begenilmez. Hicbir zaman "estetik" bir sehir olamamistir. Devlet memurlarinin hayat mucadelesi verdigi, ciddi, soguk ve sert bir sehir portresinden yobaz ve medeniyetsiz insanlarin kendi saltanatlarini kurdugu "yesil" bir sehre donusmustur Ankara malesef. Mesela her icine girdiginizde cirkin tuvaletlere benzerligi sebebiyle neredeyse cisinizi getiren o kugulu altgeciti bu degisimin simgesi gibidir adeta.

Benim Kugulu Park'imin guzelligini sonduren, yollarda Ankaralilarin yarattigi o canliligi, hareketliligi olduren cirkin alt gecit. Evet, gercek hayatta Kugulu Park'in da Tunali Hilmi'nin de eski tadi kalmadi belki ama film ya iste, insan yine de guzel goruntulere kaniyor. Benim butun cocuklugumun bu parkta gecmis oldugunu da hesaba katarsaniz, filmde parkin gorundugu ilk sahneden itibaren beni tutan aglama komasini da normal karsilayabilirsiniz.

Her neyse duygusalligi bir kenara birakalim, ne diyorduk? Ben Ankaraliyim ve tum olumsuzluklarina ragmen bununla gurur duyuyorum. Cunku Ankara fiziksel guzelliklerin eksikliginden kalan boslugu manevi guzelliklerle doldurmus bir sehirdir. Ya da eskiden oyleydi diyelim. Benim anilarimda oyle.

Iste bu filmde de tam olarak onlari buldum ben. Anilarimi. Karne gunu Tunali'da yapilan yumurta savaslari, Kugulu Park'a gitmeler, Turkiye'nin geri kalan nufusunun nefret ettigi ama bir sekilde Ankaralilara sempatik gelen "la bebe"li cumleler, Manhattan, Sinasi Sahnesi, Cafemiz, Cinnah, Botanik Parki, eski Ankara evleri, hatta ve hatta bu evlerin birindeki fayanslar. Deniz karakterinin kucuklugunde yasadigi evin banyo fayanslariydi sanirim, bizim eski Tunali'daki evde de mutfaktaydi onlar.

Simdi nasil aglamayayim ben bu filmde?! Inanin filmin ana konusu olan aski gozum gormedi, hatta bu kadar fazla tesadufi olmasi biraz sikti bile beni. Ama o Ankara ogeleri. Sadece Ankaralilarin farkina varabilecegi o incelikler. Iste onlar beni bitirdi ve o cirkin, o egitimsiz kara beyinli dincilerin yuvasi haline gelmis benim guzel Ankarami deli gibi ozlettirdi bana. Ondan yoksun olmaktan, ondan uzak olmaktan hic hoslanmadim o 118 dakika boyunca.

Normalde Ankara'yi pek ozlemem ben. Icinde yasayan ailemi ve dostlarimi ozlerim sadece. Ankara'da degil Tunceli'de olsalar fark etmez yani - ki yakinda o da olacak, buyuk cogunlugu CHP'ye oy vermis nadir sehirlerden oldugundan Tunceli, hepsinin toplanip oraya yerlesmesine az kaldigina inaniyorum.

Ama bu film oyle guzel, oyle gercek anlatmisti ki Ankarayi ozlememek mumkun olmadi! Bu filmde benim Ankaram vardi, yeni turemis bir grup eskiyanin Ankarasi degil. Dolayisiyla cok begendim ben bu filmi.

Ve dusundum. Ben ve benim gibi yuzbinlerce genc kendi ozgur iradeleri ve kisisel dusunce yapilari dogrultusunda bir secip yapti.

Estetik yoksunu sehirleri terk edip dunyanin dort bir tarafina dagildi, dagilmaya da devam edecek. Cogunun kafasinda Turkiye'de elde etmelerine 40 yil bekleseler firsat verilmeyecek basarilari yakalamak var. Kolay olanla yetinmeyip zorun ustesinden gelmek var. Ben sahsen sirf o yuzden kalktim,  8500km uzaga tasindim ama yine de insan boylesi bir secim yapip kendini mahrum ettiklerini nadiren de olsa aklina getirmeden yapamiyor.

Benim Ankarami benim bir zamanlar yasadigim gibi anlatabildikleri ve hafizamdaki tum guzel anilari  yeniden canlandirdiklari icin film ekibindeki herkese tesekkur ederim! 

Belki bir gun Ankara yeniden bizlerin gonlunde, Mustafa'nin da icinde yattigi gibi bir baskent olur.

Olamaz mi?

Olabilir.

Hepinize mutlu anilar biriktirebildiginiz sehirlerde gecen mutlu  yasamlar dilerim!

Duygu